Sâdi Şirâzî: Fars Şair ve İslam Alimi

Sâdi adıyla bilinen Sâdi Şirâzî (1210-1291), Orta Çağ döneminin Pers şairlerinden biriydi. Yalnızca Farsça konuşulan ülkelerde değil aynı zamanda batı kaynaklarında da fazlasıyla kendine yer bulmuş ve yazıları pek çok defa alıntılanmıştı. Yazılarının kalitesi ve sosyal ve ahlaki düşüncelerinin derinliği ile tanınırdı. Sâdi, klasik edebiyat geleneğinin en büyük ustalarından biri olarak kabul edilir.

Sâdi Şirâzî’nin Hayatı

Şirazlı olan babası, henüz o bebekken ölmüştü. Sâdi, yoksulluk ve sıkıntılar içerisinde yaşamıştı gençliğini. Daha iyi bir eğitim alması için genç yaşta memleketini geride bırakıp Bağdat’ın yolunu tutmuştu. Genç bir adam olan Sâdi, İslam Bilimleri, hukuk, yönetim, tarih, Arap edebiyatı ve İslam teolojisinde uzmanlaştığı ünlü Bağdat Nizamiye Medresesi’nde çalışmaya başladı.

Dönemin Moğol Harezmşahlar İmparatorluğu tarafından işgal edilen İran’da yaşanan huzursuzluklar ve kötü koşullar onu 30 yıl boyunca Anadolu’da, Suriye’de, Mısır’da ve Irak’ta zorunlu bir yolculuğa itmişti. Bu yolculuğu boyunca ayrıca Pakistan, Hindistan ve Orta Asya’da da bulunmuştu. Sâdi’nin Umman’ı ve Arap Yarımadası’nın güneyindeki diğer bölgeleri de ziyaret etmiş olabileceği sanılıyor. Sâdi, İran’ın Moğollar tarafından işgal edildiği süre boyunca bu bölgeleri dolaştı. Moğol istilasından dolayı bu bölgelerde yaşadı ve pek çok sıkıntılar çekti. Seyahatleri boyunca bu yerlerde tanıştığı imamlarla, kent zenginleriyle, aydınlarla ve sıradan insanlarla birlikte yaşadı. Gecenin geç saatlerine kadar tüccarlarla, çiftçilerle, yolcularla ve tasavvuf talebeleriyle oturup görüş alışverişinde bulundu. Sâdi, Akka’daki Haçlılar tarafından ele geçirilince 7 yıl boyunca hendek kazan bir köleye dönüştü. Memlüklüler, Haçlı zindanlarında tutulan Müslüman mahkumlar için fidye ödedikten sonra serbest bırakıldı. Doğduğu topraklara Şiraz’ına döndüğünde artık yaşlı bir adamdı. Şiraz’da çok iyi bir şekilde karşılanmıştı. Hükümdar tarafından büyük saygı görmüş ve kentin büyükleri arasında yerini almıştı.

Sâdi’nin hayatının geri kalanını Şiraz’da geçirmiş olduğu görülüyor. En iyi bilinen eserleri 1257’de Bostan ve 1258’de yazdığı Gülistan adlı kitaplarıdır. Bostan kitabı tamamıyla Müslümanlara adalet ve alçakgönüllülük üzerine nasihatler veren öykülerden oluşuyor. Gülistan kitabı ise çoğunlukla nesirdir ve hikayeler ve kişisel anekdotlar içerir. Aforizmalar, tavsiyeler ve bazı hoş yansımalar içeren çeşitli kısa şiirlerle doludur. Sâdi, yazılarında insanın varoluşuna dair derin bir farkındalık da gösteriyor.

Seyahatlerle geçen bir ömür ve yaşadığı onca sıkıntılardan sonra o da artık bir ölümlü olmuştu. O çok sevdiği şehri, doğduğu topraklar olan Şiraz’ına gömülmüştü. Sâdi’nin kabri de kendi gibi ve yazdıkları kadar zarifti. İnsanı dinginleştiren bir bahçe içerisinde yer alan mezarı, 1952 yılında son halini aldı. Beyaz mermerden yapılmış ana yapı ile önde sekiz kahverengi sütun içerir. Dış yapının aksine içerisi sekizgendir. Sâdi’nin mezarı ve duvarları, tamamıyla Sâdi’nin eserlerinden alıntılarla süslüdür. Solda bir Safevi dönemi şairi türbesi barındıran ayrı bir oda vardır. Kompleks, insanların suya para atıp dilek tutabilecekleri açık bir yüzme havuzu içermektedir. Ayrıca sekizgen bir kapalı havuzu bulunmaktadır.

İran’da her yıl 21 Nisan’da ‘Ulusal Sâdi Anma Günü’ kutlanır.